"Enter"a basıp içeriğe geçin

thanthalteresco

‘eğer tüm sanatçılar anormalse, tüm insanlar da sanatçıysa, oldukça ilginç bir mantıkla karşı karşıyayız… diyor <yeni atina>’yı teftişi sırasında. [çocukluğun sonu], ütopyayı uzaylı istilası üzerinden kuran bir distopya. ve olay örgüsü bağlamında bi tersine mühendislik romanı

hikayede geçen <yeni atina> da bir yaratıcı özgürlük adacığı ˜ sanatçıların, düşünürlerin, bağımsız ruhların yaşadığı ürettiği bir kent. benzer bir yaklaşımla istanbul’u 1 ay kadar stamboul’a dönüştüren {üç ayaklı kedi}’nin birinci ayağı kasım’da tamamlandı. ilk defa bu sene bienalin ritmi 3 yıla yayılıyor. 18.istanbul bienali’nin sergi rotasında ilerlemek için bir süre açılış yoğunluğunun azalmasını bekledim. bu sırada favori bienal mekanları da belli oldu. ağırlık zihni han ile galata rum okulu’nda görünüyor

mekanlar da, şehrin insanları gibi, belirsiz gelecek ihtimallerinde {ayakta kalma sanatı}’nı icra eden tarihi yerler. bienal’in gerçekleştiği sekiz alanın her birinin kendine özgü ritmi, belleği ve ilişki kurabileceğiniz bi atmosferi var. favori mekanım meclis-i mebusan 35 oldu. pilar quinteros ve eva fabregas eserlerinin yerleşimlerinde asma kat ve giriş kat tercihleri, mekanın ziyaretçiyi ağırlarken sergi deneyimine sunduğu katkı sebebiyle˜ sanırım bu biraz da o günkü ruh halimle alakalıydı

yaşamda denge uzaylı istilası ile mümkün olabilir mi? ya da sergi mekanlarından geçtikçe nasıl bir dengeyi sahiplendiğimizi kendimize sorarken {şimdi ve burda} geride kaldığını sandığımız sorunların devam ettiğini görüp hayret edebiliriz

36 yıl evvel berlin duvarının yıkılmasının sonuçlarının yaşamı hâlâ etkilemesi ilginç. duvarın ardından doğu’dan kadınların önemli bir bölümü batı’ya taşınmış. bu kadar kısa sürede gerçekleşen göç kutuplar dahil dünyanın hiçbir yeri ile karşılaştırılamayacak seviyede deniyor. koca bir kuşağı kaybetmek gibi. doğu almanya eski sınırları içerisindeki nüfus dengesizliği siyasal radikalleşmeye de neden oluyor >> aşırı sağcı almanya için alternatif partisinin yükselişi de bununla ilgili. birleşmenin çözemediği doğu ile batı bölgesi vatandaşları arasındaki bürüt ücretler, maaş, tazminat, vergi sonrası harcanabilir gelir farklılıkları da devam ediyor

gelgelelim edebiyata güzel etkileri de var ve adı/judith hermann. buradaki tüm kitaplarını okudum’ diyeceğim ama toplamda 900 sayfa falan zaten. kısa öykü, anı, roman yazıyor. öyküleri de yarı otobiyografik sayılır. yazar batı berlin doğumlu. duvardan sonra berlin’in doğusunda yaşamaya başlıyor. bir nevi tersine göç ve oranın insanları hayatına giriyor. öyküleri de bu toplumsallaşmanın hikayesi.

anlatısında ana cümlecikler var, dolaylı konuşma yok, metafor yok >> sade bir dil kullanıyor hızlı nüfuz ediyor. edebiyatını bir çeşit envanter tutma şeklinde örüyor. hikayelerinde bir etkili kişiler var bir de boşlukta/tıpkı doğu batı berlin gibi. ritmi bu karşılaşma anının yavaşlığında gizli. ve bitirdiğinde pek bir değişim göremiyoruz varsa da kitabın dışında bir yerde ve bize bırakılmış durumda <birbirimize her şeyi söyleyebilirdik>de ‘yazmak silmektir diyor_başka pek çok cümleyi seçmeme kararıdır/çünkü sonuçta ice ice baby

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir